METİN KURT YALNIZLIĞI

Bir futbolcu düşünün, futbolu hiç sevmemiş, futbol onun için sadece kalabalık ailesini ayakta tutabilmek için bir zorunluluk olmuş. 

Yetenekli, çok çalışkan ve çok başarılı. Bu öyle bir başarı ki, henüz 18 yaşındayken milli takıma girmiş, sonrasında ise Türkiye’nin en büyük kulüplerinden Galatasaray’a üç yıl üstüste şampiyonluk getirmiş. Üstelik futbolu hiç sevmemesine rağmen.

O futbol dahil hayatta herşeyi halk için yapmıştı. Sağ açıkta yalnız bir oyuncuyken bile onun amacı kapalı tribünde değil, açık türbün ve kale arkasındaki tribünlerde oturan halka yakın olmaktı. Futbol onun için bir emek oyunuydu ve yaşamını spor emekçilerinin haklarına adamıştı.

En parlak döneminde milli takımının değişmez oyuncusuyken, şöhrete ve paraya sırtını dönüp, yine sarı kırmızı renkleri olan bir Anadolu takımına gitmişti. 

Onu ilk gördüğümde sanırım 1976 yılının soğuk bir sonbaharıydı ve ben 14 yaşındaydım. Caddenin karşısındaki binanın ikinci katındaki restoranda yemek yiyordu. 

Yoldan geçenler fısıldaşarak “Metin, Metin” diye onu gösteriyorlardı. Arkadaşımla onu daha yakından görebilmek için bütün paramızı birleştirip, herkesin iskender kebap yediği o restorana çekinerek girmiş ve sadece bir mercimek çorbası ve su söyleyebilmiştik.

Şöhretin doruğunda spor emekçilerine adanmış bir hayat, amatör kümede teknik direktörlük, sendikacılık, siyaset ve TKP’den bir dönem millet vekili adaylığı. 

Oysa o futbola varlıktan yokluğa düşen ailesini tekrar ayağa kaldırmak için başlamıştı. Zorluklarla dolu inatçı bir yaşam mücadelesinde yalnızdı ve hedefleri gerçekleştirilemeyecek kadar zordu. Bütün bunları o da çok iyi biliyordu.

Herşeye rağmen futbola nesnel bakıyor, amatör kümede de olsa çok başarılı işler çıkarıyordu. Çalıştırdığı takımlardan milli takıma oyuncular gitmişti 

Ama o asla diğer futbolcular gibi televizyonlarda gerile gerile argo futbol yorumları yapmadı. Mütevazi hayatına mahalle takımlarını çalıştırarak devam etti.

Onca mücadeleye rağmen, amansız hastalığıyla mücadele etmek istemedi. 2012 yılının Ağustosunda cenazesi kaldırılırken onu yıllar evvel Galatasaray’dan gönderenler gazete ve televizyonlara ne kadar büyük bir futbolcu olduğu konusunda demeçler veriyor en önde saf tutuyorlardı.

Hakkında şiir, beste, kitap ve yazılar yazıldı. Bunların en kapsamlısı Vecdi Çıracıoğlu’nun “Gladyatör” isimli kitabı. Ama bana sorarsanız ona Gladyatör değil “Spartaküs” ismi daha çok yakışırdı.

Bazen insan yalnızlıktan kurtulmak için kalabalıklara karışır, ama yine kalabalıkların içinde de yapayalnızdır.

Aslında herkes yalnızdır ve yalnızlığı kadar zengindir.

25.11.2017