ŞİDDETİN KÖKENİ 2

ŞİDDETLE VAROLUŞ

 

 

“Bu bastırılmış öfke, patlayamadığından, durmadan dönüp durur ve bizzat ezilenleri harap eder. Bu öfkeden kurtulmak için sonunda birbirlerini katlederler; kabileler gerçek düşmana karşı koyamadıklarından birbirleriyle savaşır.”

“Çaresizlik dönemlerinde duyulan çılgınca öldürme isteğinin sömürge insanının kolektif bilinçaltı olduğunu anlayacaksınız.”
Jean Paul Sartre, 

Fanon’un “Yeryüzünün Lanetlileri” kitabının önsözünden alıntı.

Frantz Fanon 1925 yılında Fransız sömürgesi olan Karayip adalarında dünyaya gelmişti. Gençliği İkinci Dünya Savaşında Fransız denizcilerin zorunlu kaldığı bir adada geçmiş, sömürgeci askerlerin şiddetine maruz kalmıştı. 

Buna rağmen 19 yaşında Fransız ordusuna katılmış, Fas, Cezayir ve Fransa’da savaşmıştı. Bu hizmet sayesinde Fransız üniversitelerinde ücretsiz okuma hakkı kazanmış ve psikiyatrist olarak mezun olmuştu. 

Cezayir’de uzun yıllar bir psikiyatri hastanesinde çalışmış, hem işkenceci hastaları hem de işkenceye maruz kalan Cezayirli isyancıları tedavi etmişti. 

Bugün de olduğu gibi, o zamanlar da sömürgeciler işgal ettikleri ülke halklarını uygarlaştırdıkları yalanına kendileri de inanıyorlardı. Ancak hedeflerini gerçekleştirmek için akıl almaz şiddet yöntemlerine başvurmaktan da geri durmuyorlardı.

Radikal psikiyatrinin öncüsü Fanon’a göre Fransızlar duygusal ve fiziksel şiddete maruz kalan Cezayir halkına iki seçenek bırakıyordu. Aşağılık kompleksi ve beyaz insan olma arzusu. 

Ona göre bu noktada ezilen kitleler şiddete karşı şidetle karşılık vererek iyileşme sürecine girdiler. Şiddeti sadece karşı gruplara değil, aynı sınıftan olan kendi insanlarına da uyguluyorlardı. Sömürgeci Fransız’ın tankına attığı taş onu düşünce olarak özgürleştiriyordu. Artık hayatın onun için yüce bir amacı vardı. 

Sartre’nin Fanon’un Yeryüzünün Lanetlileri kitabına yazdığı önsöz aslında buna vurgu yapıyordu ve sömürgeci toplumların 20. Yüzyılda tutunamayacaklarının işaretini veriyordu.

Diğer ülkelerde baskı altında yaşayan azınlık halklar için de aynı durum söz konusudur. Ezilen halklar otoriteye tepki gösteremediği durumda birbirlerine karşı şiddete yönelir. 

Bütün ülkelerde bu durum ırkçı bir yaklaşımla “kötü insan” algısına neden olur. Amerika’da siyahların, Fransa’da Cezayir kökenlilerin başına gelen budur. Örnekler çoğaltılabilir. 

Sonuç olarak kötülüğün ana nedeni şiddettir. Mücadele halklara karşı değil şiddete karşı yapılmalıdır.


25 Mart 2018